Çarşamba, Mayıs 23, 2012
Pazartesi, Mayıs 21, 2012
Pazartesi, Mayıs 07, 2012
Cuma, Mayıs 04, 2012
Tip 1 diyabetle 3 yılı devirişin üzerine
Her sene 6 nisan’da buraya yazardım. O tarih içimi çok acıtır. Tip 1 ebeveynleri o teşhis gününü beyinlerinden atamazlar, mıh gibi kakılmış kafamıza. Öncesi-sonrası miladıdır tam da o tarih. Ama o gün canım yazmak istemedi. Aslında bu da diyabete alışmakla, ağırlığını üstümüzde eskisi gibi hissetmememizle alakalı galiba.
Nasıl gidiyor Ali’nin diyabeti diye soranlara şöyle özetleyeyim. Aslında ilkokulla beraber pek de iyi gitmiyor. Okuldaki hemşiremiz çok iyi, öğünler mantıklı ama diyabet kontrolü sayıca fazla parametreden oluşuyor. Gözümden tüm gün uzakta olan, yediğini, içtiğini kontrol edemediğim, her bir tenefüsteki hareketini kestiremediğim, hangi arkadaşının nesine bozuldu, küstü, stres yaptı diye bilemediğim 7 yaşındaki Ali’ciğimin diyabeti de biraz Allah’a emanet gidiyor. O büyüdükçe gözümün önünden ayrıldıkça benim onun üstündeki kontrolüm zayıflıyor. İdeale yakın tutturduğumuz Ha1c değerleri artık %7,5lara varıyor.
Peki ne bekliyorum ben bu durumda? Ali’nin yaşıyla beraber diyabeti yavaş yavaş kendi kontrolü altına almasını bekliyorum. Bu konuda da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.Ama kolay olmuyor.
Yaşla beraber bir çok sıkıntı devreye girmeye de başlıyor, bunu da görüyorum etrafımdaki diğer tip 1’li çocuklardan. Hastalığı reddediş, arkadaşları gibi yaşama isteği, anneye babaya direniş, birşey olmaz zihniyeti vs vs. Bunlar hep zamanla karşımıza çıkacak problemler.
Arkadaşlarına bunun yakında biteceğini söylüyormuş. O umudu onda ben yeşerttim. İyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilemiyorum.
Geçen gün ona 30-40 tane soru sordum. Kendisini,”Ali”yi bana anlatmasını istedim. Okuduğumuz bir kitabın alıştırma sayfasından öğrendiğim birşeydi. En sevdiği renkten tutun da, sınıfta en sevmediği çocuğa kadar bir sürü soru sordum. Bana fiziken kendisini anlattı, diğer çocuklardan ne noktada farklılaştığını söyledi. Öyle tatlı güzel bir sohbetti ki aslında anne olarak Ali’yi öyle dinlemekten çok zevk aldım. Ama o sohbette Ali hiç diyabetinden bahsetmedi. Kendi minik dünyasını anlattığı o yarım saatlik diyalogda diyabetin d’sinin geçmemesi beni çok şaşırttı. İyi mi kötü mü bilemedim. Bir pedagoga danışacağım bunu. Bu, Ali açısından bir kabullenişin resmi mi, yoksa tamamıyle bir reddedişin resmi mi emin olamadım. Yani hergün kendinden büyük problemiyle yaşayan Ali’nin hayatında diyabet nerde duruyor, onu ne kadar etkiliyor kısmını anlamaya ihtiyacımız var.
Yeni diyabetle tanışan ebeveynlerle emailleşme, telefonlaşma trafiğim fena değil. Kazara google’dan bu yazıya ulaşan tip1 diyabetli ebeveynler bana istediğiniz zaman yazabilirsiniz.Halinizden ancak bunu yaşayanlar anlar ne yazık ki!
Yaşam devam ediyor ve diyabet de bizimle beraber yaşıyor işte. Tip 1 diyabet ile beraber bu blog bile 3 yılını devirdi. İnşallah bitimini de bu blog ve okuyan siz sevgili okurlar da görür ve hep beraber sevinç içinde kutlarız. Hep diyorum, ben bu umutla yaşıyorum.
Salı, Nisan 17, 2012
Konucuk:
Mert
Salı, Nisan 10, 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







